Atatürk’ün Manevi Kızı Afet İnan’a Atılan İftiraya Cevap

Tarihten anladığı tek şey Atatürk’e saldırmak ve Cumhuriyet’i yerin dibine sokmak olan Mustafa, Armağan, Yavuz Bahadıroğlu gibi tarih yalancıları yıllardır Türk toplumunu Atatürk’ten soğutmak için algı operasyonu yapıyorlar.

AKP, iktidara gelene kadar ismi cismi duyulmayan, tarih alanında tahsili bulunmayan bu insanlar AKP iktidara geldikten sonra bir anda topluma gerçekleri anlatan tarihçiler olarak sunuldular.

Kimdir bu adamlar? Geçmişleri nedir? Bugüne kadar neler yapmışlar?

Hepsinin geçmişindeki ortak yön, Atatürk, Cumhuriyet karşıtı dergilerde ya da gazetelerde yazarlık yapmış olmaları ve tarih alanında tahsillerinin olmaması. Yani Türk milletine tarihçi diye yutturulmaya çalışılan bu kişiler, tarih eğitimini en son lisede almış, çocukluğundan itibaren Atatürk düşmanlığıyla yetişmiş sıradan İslamcılardan başka bir şey değil…

Sokaktaki cahil, şeriatçı Atatürk düşmanlarından tek farkları var. Ağızları iyi laf yapıyor. Güzel edebiyat parçalıyorlar. Tarih hakkında hiçbir şey bilmeyen insanları etkileyecek şekilde konuşuyorlar.

Hedef kitleleri de işte bu tarihten bihaber cahil kesim zaten… Biraz laf ebeliği, biraz duygu sömürüsü, üstüne biraz da gizemli bir şey anlatıyormuş havası katınca adı tarih oluyor.

Geçen TV programındaki Afet İnan hakkındaki bel altı, iğrenç, insanlıktan nasibini almamış konuşmaları da yıllardır uydurdukları yalanlardan biriydi. Amaçları Atatürk’ü manevi evladıyla cinsel ilişkiye giren bir sapık olarak göstererek Türk milletinin gözünde küçültmeye çalışmak.

Ne kadar aciz, ne kadar iğrenç, ne kadar insanlıktan yoksun bir çaba… Gerçekleştirdiği büyük devrimi, askeri başarılarını ne yaparlarsa yapsınlar yok sayamayınca şahsına dil uzatacak kadar aciz durumdalar. Bugüne kadar neler söylemediler ki…

Babası belli değil dediler, ayyaş dediler, annesi genelevde çalışıyor dediler, gay dediler, İslam düşmanı dediler, kadın düşmanı dediler. Ağızlarına ne gelirse söylediler.

Peki ya sonuç?

Sonuç her 10 Kasım’da tekrar tekrar suratlarına çarpıyor. Saat 9 u 5 geçince milyonlarca insan hiçbir zorunluluğu olmadığı halde, evde, işte, yolda ne yapıyorsa bırakıp 1 dakikalığına saygı duruşunda bulunuyor ve Atatürk’ü kaybetmenin acısını tekrar yaşıyor. Milyonlarca insan o gün Anıtkabir’e koşuyor.

Tarihte ölümünden yaklaşık 80 yıl sonra bile milyonlarca insanın daha dün kaybetmiş gibi yas tuttuğu bir lider daha yok.

Bu nedenle ben her 10 Kasım’da hem hüzünlenirim hem de Atatürk düşmanlarının bir kez daha kudurduğunu görmekten zevk duyarım.

Neyse konumuza geri dönelim ve uslanmaz Atatürk düşmanlarının Afet İnan’a attığı iğrenç iftira hakkında konuşalım.

Programda Afet İnan’a iftira attıkları bölümün videosunu izlerken sinirlerime zor hâkim oldum. Bir insanın bu cümleleri kurması için namus kavramına zerre kadar değer vermemesi lazım. Çünkü ahlak ve namusa değer veren biri böyle bir cümle kurmadan önce kendisinin, anasının, bacısının, karısının, kızının namusunu düşünür ve konuşmaz. Demek ki bu insanlar için namus ucuz bir kavram olmalı ki başkalarının namusuna, hem de bu ülkenin kurucusuna ve onun yanında yıllarca kalmış bir bilim kadınının namusuna dil uzatabiliyorlar. Ben bu cümleleri ancak böyle yorumlayabiliyorum. Akıl sağlığı yerinde olan her insan da benim gibi düşünür.

Videoda Süleyman Yeşilyurt diye adını daha önce hiç duymadığım biri Afet İnan’ın Atatürk’ün manevi kızı olamayacağını, çünkü Afet İnan’ın ailesinin hayatta olduğunu söylüyor. Mustafa Armağan denilen fetocu da Çankaya köşkünde Afet İnan ile Atatürk’ün yatak odalarının yan yana olduğunu söyleyerek beraber olduklarını ima ediyor.

Bu nasıl bir alçaklıktır? Bu nasıl bir cehalettir? Bu nasıl bir karaktersizliktir?

Ne olduğu belli olmayan, tarihi bilmeyen 3 kişi 80 milyonun önünde Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusunun dedikodusunu yapıyorlar diyemeyeceğim Çünkü bunun adı dedikodu bile değildir, iğrençliktir.

Birincisi, Afet İnan’ın ailesinin hayatta olması ile Atatürk’ün manevi kızı olması arasında bir alaka yoktur. Ülkü Adatepe de ailesi hayattayken Atatürk’ün manevi kızı olmuştur ve vasiyetinde Ülkü’ye de maaş bağlanmasını istemiştir.

Çünkü Atatürk için manevi evlatlık, sıradan bir evlatlık alma meselesi değildir. Atatürk, kurduğu Cumhuriyet’in gelecek nesillerine manevi evlatlarının örnek olmasını, rol model olmasını istemiştir. Bu nedenle özellikle kız çocuklarını manevi evladı yapmış, kız evlatlarının en iyi şekilde eğitilmesini istemiştir.

Atatürk düşmanlarının iftira attığı Afet İnan, Atatürk ile Bursa ziyaretinde tanışan bir kız çocuğudur. Atatürk, küçük Afet’i yanına alarak eğitimiyle bizzat ilgilenmiştir ve Atatürk olmasa sıradan bir hayat sürecek olan Afet İnan, Atatürk sayesinde Türkiye’nin ilk kadın tarih profesörü olmuştur.

Düşünün! Osmanlı döneminde hayvan kadar değeri olmayan, anca İmparatorluğun son yıllarında biraz kıpırdayabilen Türk kadını, Cumhuriyet’in ilanından sonra tarih profesörü olmuştur. Tarih kitapları yazmış, Uluslararası tarih kongrelerinde konferanslar vermiştir.

Soruyorum size, Atatürk olmasaydı, Türk milletinin kaderi Mustafa Armağan gibilerinin zihniyetinde olsaydı bir Afet İnan yetişebilir miydi? Kesinlikle HAYIR. Cumhuriyet’in ilk yıllarında milletin kaderi bu zihniyetin elinde olsaydı ne Cumhuriyet olurdu ne kadın hakları… Hala padişaha kul olan, kadınların erkeğin hizmetkârı olduğu, şeriat kurallarıyla yönetilen bir ülke olurduk. Bugün kurmak istedikleri düzen de böyle bir şey zaten. Bu yüzden Atatürk’e saldırıyorlar. Onu küçültmeye çalışıyorlar.

Yıkılmış bir imparatorluktan sonra yokluk içinde bir ülkede bir Afet İnan yetiştirebilmek ancak Atatürk gibi bir liderin başaracağı bir şeydir. Şeriat kurallarının yeni yeni kalktığı bir dönemde manevi evladının tarih eğitimi alıp tarihçi olmasını istemiştir. Bu sıradan, ortalama zekâya sahip insanların isteyeceği bir şey değildir.

Atatürk’ün manevi evlatları arasında tarihe geçen sadece Afet İnan değildir. Diğer bir manevi evladı Sabiha Gökçen de dünyanın ilk kadın savaş pilotudur. Şu büyük dehanın eserine bakar mısınız? Cumhuriyet’in yeni kurulduğu bir dönemde bir kız çocuğunu Türkiye’nin ilk kadın tarih profesörü yapıyor, diğer bir kız çocuğunu dünyanın ilk kadın savaş pilotu…

O günlerdeki Türk kadınının bu tablo karşısında ne hissettiğini tahmin edebiliyor musunuz? Biri tarih profesörü, diğeri savaş pilotu iki Türk kadını… Sizce Atatürk’ün bu iki eseri Türk kadınının kendisine daha çok güvenmesine, toplumdaki erkek egemenliğine son vermek için daha çok çalışmasına neden olmamış mıdır?

İşte Atatürk’ün de tam olarak istediği budur. Afet İnan ve Sabiha Gökçen gibi önünde iki örnek olan Türk kadını, daha sonra hayatın her alanında başarılı olmuştur. İlk kadın Sümerolog’umuz Muazzez İlmiye Çığ, Dünyaca ünlü atom fizikçimiz Engin Arık, İlk kadın Opera sanatçımız Semiha Berksoy, Atatürk’ün açtığı yol sayesinde tarihe geçen Türk kadınları olmuştur.

Bu çağdaşlık ve ileri görüşlülük düzeyini Mustafa Armağan ve onun gibilerin anlaması imkânsızdır. Onlar için kadın sadece cinsel bir objedir ve sadece anne olabildikleri için kutsaldırlar. Bir kadının Tarih profesörü, savaş pilotu olması bu zihniyetin kabul edeceği, hayal edebileceği bir şey değildir. Bu nedenle Türkiye’nin ilk kadın tarih profesörü ile Cumhuriyetimizin kurucusuna böyle iğrenç sözler söylerler. Çapları buna yetiyor.

Beni en çok ne yaralıyor biliyor musunuz? Dünyanın herhangi bir çağdaş ve medeni ülkesinde olsa heykeli dikilecek, adına yüzlerce kitap yazılacak, hayatı film yapılacak bir kadın tarihi şahsiyete Türkiye’de böyle bilgisi, kültürü çeyreği etmeyecek cahillerin dil uzatması… Ancak ne yaparlarsa yapsınlar tarih Afet İnan’ı her zaman yazacak, Mustafa Armağan gibiler ise arkalarındaki siyasi güç olmadığı gün unutulup gidecek.

TIBBIYELİ HİKMET

Bir Cevap Yazın