Osmanlı Armasının Tarihi Geçmişi ve Hikayesi

Arma geleneği ilk olarak haçlı seferleri sırasında başlamıştır. Şövalyeler, müfrezelerini ayırt etmek için kendilerini ifade eden armalar kullanmıştır. Haçlı seferleriyle başlayan arma geleneği daha sonra Kralların, zengin ailelerin, tarikatların, Üniversitelerin sembolü olmuştur. (1)

Osmanlı’da ise arma diye bir gelenek yoktu. Arma yerine sayılabilecek semboller padişahların tuğralarıyla sancaklardaki tek ve üç hilaldir. Ancak bunlar batılı tarzda armalar sayılamazlar. Çünkü her padişahın tuğrası farklıydı. Devleti değil padişahı sembol eden işaretlerdi. Arma ise devleti ifade eden semboldür. Osmanlı’da İmparatorluğun son dönemine kadar bir devlet arması olmamıştır.(2)

Peki, bugün hepimizin bildiği özellikle muhafazakar kesimin çok benimsediği Osmanlı arması neden ve nasıl ortaya çıktı?

Bu soruya cevap vermek için 18. yüzyılın başından itibaren Osmanlı’daki yenileşme ve batılılaşma hareketlerini incelememiz gerekiyor. Çünkü Osmanlı arması, İmparatorluğun gücünü kaybedip batılılaşmaya başladığı bir dönemde batıya benzeme çabası olarak ortaya çıkmıştır.

İlk Osmanlı arması denemesini 1727 yılında matbaayı Osmanlı’ya getiren İbrahim Müteferrika yapmıştır. Darü’t-tıbıaatü’l-mamure ismiyle açılan ve Müteferrika Mat­baası olarak tanınan matbaanın açılışından önce haritacılıkla ilgilenen (3) İbrahim Müteferrika Sadrazam İbrahim Paşa ‘ya sunduğu Marmara haritasının sol üst köşesine bugünkü Osmanlı armasını andıran bir arma çizmiştir. Haritanın sağ alt köşesinde “Benim Devletlu Efendim eğer fermanınız olursa da­ha büyükleri yapılır, sene 1132 (1720)” yazmaktadır (4)

İbrahim Müteferrika’nın çizdiği Marmara haritasındaki armada yukarıya doğru bakan bir hilal ve arma kalkanının çevresinde ok, yay ve 12 tane top namlusu vardır. Müteferrika’nın böyle bir arma çizmesinin nedeni batı ülkelerindeki haritalara arma konulmasından etkilenmesi ya da Marmara haritası humbaracı ocağında ders olarak okutulduğu için haritanın sol üst köşesine humbaracı ocağını temsil eden öğelerden bir arma çizmesi olabilir

İbrahim Müteferrika’nın çizdiği Marmara haritasındaki Osmanlı arması

İbrahim Mütefferika’dan sonra Osmanlı arması sayılabilecek ikinci örnek III. Selim dönemine aittir.  Müteferrika matbaasında beylikçi Raşid efendinin bastırdığı 3 askeri kitapta Osmanlı arması sayılabilecek çizimler vardır.

Bu kitaplardan ilki Bernard Belidor’un yazdığı, Konstantin İpsilanti’nin Türkçeye tercüme ettiği Fenni harp isimli kitaptır. Kitabın ilk sayfasında üstünde çiçekler olan bir kalkan ve çevresinde sancak, mızrak, ağızdan dolma top, tüfek, yay ve sadak, kürek ve kazma şekilleri vardır.(5)

İkinci kitap Sebastien Le Prestre de Vauban’ın yazdığı ve Konstantin İpsilanti’nin tercüme ettiği Fenn-i Lağım isimli eserdir. Kitabın üst köşelerindeki yarım dairelere basit arma çizimleri yapılmıştır.(6)

Üçüncü kitap ise yine Sebastien Le Prestre de Vauban’ın yazdığı ve Konstantin İpsilanti’nin tercüme ettiği Fenn-i Muhasara isimli eserdir. Bu eserde de  tıpkı sayfaların üst köşelerinde armaya benzer basit çizimler vardır (7)

Hem İbrahim Müteferrika’nın hem de III. Selim dönemindeki askeri kitaplardaki arma çizimleri kişisel çalışmalardır. Padişahın özel bir isteği değildir. Bu yüzden yapılan arma çizimleri birkaç eserle sınırlı kalmış, devlet tarafından kabul edilmemiştir.

Bir padişahın emriyle yaptırılan ilk arma III. Selim’in Mührü hümayunudur. 1798 yılında İngiliz bir Hakkaka yaptırılan Mührü Hümayun, Osmanlı’daki ilk resmi arma örneği sayılabilir.(8)

Armanın sağ ve sol tarafında bitkisel motifler, üstünde batıdaki krallık armalarına benzeyen bir taç,  tacın hemen altında bir hilal ve altı köşeli yıldız vardır. Ayrıca armanın ortasında III. Selim’in tuğrası ve tuğranın çevresinde tuğ, sancak, teber, mızrak, ok ve yay, sadak, zurna (boru) trampet (da­vul) gibi sembol ve silahlar vardır.

III. Selim’in böyle bir arma çizdirmesinde Fransa’nın etkisi büyüktür. Şehzadeliği döneminde Fransa Kralı XVI. Louis ile mektuplaştığı bilinen III. Selim, tahta çıktıktan sonra Fransa krallarının ‘’Güneş krallığı armasına’’ benzeyen bir arma çizdirmiştir. Ayrıca bugün bayrağımızın sembolü olan ay yıldız sembolleri de ilk kez III. Selim döneminde kullanılmıştır.(9)

Sultan III. Selim’in Mührü Hümayunu

Osmanlı’da resmi belgelerde tuğrasında arma kullanan ikinci padişah sultan II. Mahmud’tur. Osmanlı yenileşmesinin baş mimarı olan sultan II. Mahmud döneminde çok büyük ıslahatlar yapılmıştır. Bu ıslahatların en önemlilerinden biri Yeniçeri ocağının kaldırılıp yerine Asakir-i Mansure-i Muhammediye isminde batılı tarzda yepyeni bir ordunun kurulmasında hilal ve yıldız motiflerinin olduğu yeni bir arma tasarlanmıştır. (10)

II. Mahmud dönemindeki Osmanlı arması

III. Selim ve II. Mahmud dönemindeki armalar padişahı temsil ettiği için önceki arma çizimlerinden farklıdır. Ancak bu armaların da tam olarak bir devlet arması olduğu tartışılır. Çünkü her iki arma da yenilenen orduya yeni bir sembol olarak düşünülmüştür.

Osmanlı arması sayılabilecek diğer bir örnek ise 1850 yılında Tanzimat fermanının hatırası olarak yaptırılan Tanzimat madalyasıdır.  Belçikalı tanınmış ressam Joseph Hart’ın yaptığı madalyanın diğerlerinden farkı ilk kez bir Osmanlı madalyasında bereket boynuzu, Hermes ve terazi gibi batılı sembollerin kullanılmış olmasıdır.  (11)

Madalyanın ön yüzünde üstte güneş ışınları arasında sultan Abdülmecid’in tuğrası vardır.  Allta ve ortada  üzeri on iki yıldızlı altı şualı kalkan ve kalkan üzerinde bir serpuş yer almaktadır. Kalkanın sağında zırh, top ve top gülleleleri, tuğ, sancak, mızraklar, kılıç, balta, tüfek ve ok sembolleri vardır.  Kalkanın sol yanında ise bereket boynuzu, meyveler, çiçekler, başaklar, Hermes’im sembolü olan kadüse ve terazi vardır.

Tanzimat Hatıra Madalyası: Yaldızlı bronz madalya ön yüzü:Hakkak: Laurent Joseph Hart,Brüksel,1850,

Kalkanın tam ortasında imparatorluğun kurucusu Osman gazi’nin ismi yazmaktadır. Ayrıca topun üzerinde Kanuni Sultan Süleyman’ın, zırhın üstünde II. Mahmud’un, sancağın üzerinde Fatih sultan Mehmed’in isimleri yazılıdır. Madalyonun kenarlarına Tanzimat’ın getirdiği yenilikler olan hürriyet, eşitlik ve adaletle ilgili sloganlar Fransızca olarak yazılmıştır. Madalyonun altında ise Fransızca  “Abdülmecit Tarafından Osmanlı İmparatorluğunun İhyası” yazmaktadır.(12)

Tanzimat madalyasının arka yüzünde ise dalgalar üstünde yükselen  bir kale ve kalenin üzerinde bir cami kubbesi vardır. Cami minaresinde de dalgalanan ay yıldızlı bir sancak bulunmaktadır.  Kenarlarında ise Fransızca ”İmparatorluk var olacak, Tanrı İstiyor” yazmaktadır.(13)

Bugün hepimizin bildiği Osmanlı arması ise İngiltere Kraliçesi Victoria’nın sultan Abdülmecid’e hediyesidir. Armanın yapılış hikâyesi şöyledir:

1854 yılındaki Kırım savaşında Osmanlı’ya yardımları nedeniyle Fransa Kralı, sultan Abdülmecid’e Legion d’Honneur nişanı verir. (14) Bunun üzerine Fransızlardan geri kalmak istemeyen İngilizler de sultana en büyük nişanlarından biri olan ‘’Dizbağı nişanını’’ verirler (15)fakat  dizbağı nişanının şöyle bir özelliği vardır:

1346 yılında Kral III. Edward’ın ihsas ettiği nişanın verildiği kişilerin armasının  Windsor Sarayı’ndaki St. George Kilisesi duvarına asılması bir gelenektir.  Ancak sultan Abdülmecid’e dizbağı nişanı verildiğinde Osmanlı’nın bir devlet arması yoktu.(16)

Osmanlı Armasının Tarihi Geçmişi ve Hikayesi Etienne Pisani isminde bir tercümanın yardım ettiği ressam Osmanlı hakkında bilgi toplayarak ülkesine geri döner ve bir arma tasarlar. Arma Osmanlı’nın Londra sefiri Kostaki efendiye teslim edilir.(17)

Sultan Abdülmecid, armayı çok beğenir ve İngilizlerin tasarladığı arma daha sonra bazı ilaveler yapılarak sultan II. Abdülhamid döneminde 1882 yılında devlet arması olarak kabul edilir. (18)

Osmanlı armasının en yaygın olduğu dönem de sultan II. Abdülhamid dönemidir. Birçok devlet kurumunda yer alan arma, Abdülhamid dönemiyle özdeşleşen bir sembol olur. Öyle ki İttihat ve Terakki döneminde Abdülhamid’i hatırlattığı için Osmanlı arması kullanılmamıştır.

İbrahim Müteferrika’dan sultan II. Abdülhamid’e kadar devam eden Osmanlı armasının hikayesi kısaca böyledir. İmparatorluktaki yenileşme hareketlerinin bir ürünü olan Osmanlı arması hem batıya yakınlaşmanın ve batılılaşmanın sonucudur. Hem de devletin gücünü kaybettiği bir dönemde İmparatorluğun azametini gösterme çabasıdır

TIBBIYELİ HİKMET

KAYNAKLAR

1-Kemal Özdemir – Osmanlı Arması Dönence Yayınları 1997 s.16

2-Emine Kazan – Eski Türkler ve Osmanlı’da Halkla İlişkiler Yakamoz Yayınları 2007 s. 65

3-Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi Türkiye Diyanet Vakfı, İslâm Ansiklopedisi Genel Müdürlüğü, 1997 s.155

4-Muhsin Kadıoğlu – Türk Denizcilik Tarihi 2016 s.84

5-Özdemir a.g.e. s.76

6- Özdemir a.g.e. s.76

7-Özdemir a.g.e. s.76

8- Özdemir a.g.e. s.79

9-18.yüzyılda Osmanlı kültür ortamı: 20-21 Mart 1997 : sempozyum bildirileri Sanat Tarihi Derneği, 1 Oca 1998 s.215

10-Necati Aktaş, Mustafa Kaplan -Osmanlı fermanları T.C. Başbakanlık, Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığı, 2003 s. Xİ

11-Tarih ve Toplum Dergisi Cilt:13 İletişim Yayınları/Perka A. Ş. 1990 s.2

12-Selim Deringil – Simgeden Millete:  Abdülhamid’den Mustafa Kemal’e Devlet ve Millet İletişim, 2007 s.61

13-Deringil a.g.e. s.61

14-Türkoloji Dergisi Cilt:1-5 Ankara Üniversitesi Basımevi, 1973 s.12

15-Süleyman Kâni İrtem, Osman S. Kocahanoğlu – Abdülmecid Devrinde Saray ve Bâb-ı Âli Temel Yayınları 2007 s.279

16- Tarih ve Toplum Dergisi Cilt:18 İletişim Yayınları/Perka A. Ş., 1992 s.29

17-Journal of Turkish Studies – Harvard University Printing Office., 2000 s.78

18-Selahattin Çetiner – Çöküş Yılları Abdülhamit, Jön Türkler, İttihat ve Terakki Remzi Kitabevi 2008 s.7

Bir Cevap Yazın

Creampie